17 Nisan 2019 Çarşamba

İşveren Aranıyor…


Sanayi devrimi başlamasından önce bile irili ufaklı iş yerleri hep kendine uygun eleman aradı ve geçen onca yılın ardından da değişen bir şey yok. Her zaman ki gibi iş ilanları var, işverenler bu ilanlara başvuru yapan insanlar arasında seçim yapıyor ve yollarına devam ediyor.

Tabi ki bu durumu anlamlandırmak çok zor değil. Temel iktisat teorisi 101 dersinde ilk öğretilen şey arz ve talep dengesi ile açıklanabilir. İşverenin arz eden taraf olması doğal olarak seçen olmasını da sağlamaktadır.

Bu süreçleri düşününce “Neden iş arayanlar işveren ilanı vermesin.” Şeklinde bir soru oluştu.
Şu anda ütopik bir konuya giriş yapıyoruz bahsettiğimiz durum normal koşullarda, maalesef bulunduğumuz dönem için uygun değil ancak ileri dönemlerde insanlar daha da uzmanlaşmaya başladığında ve girişimci sayısı arttığında kısacası arz-talep dengesinin tam tersi olduğu durumda bunlar gerçekleşecektir.

Peki, nasıl ilerleyecek bu süreç? Mevcut durumumuzda bazı web sitelerinde iş ilanları var ve bir yerde çalışmak isteyenler bu ilanlara başvuru yaparak iş bulmaya çalışmaktadır. İşveren alacağı kişi için bir veya birden çok test ve değerlendirme yapmakta kendi analiz ve çalışmalarına göre kadrosunu doldurmaktadır.

Düşünün ki ütopik hayatımızda gelişen teknoloji ile birlikte insanların hangi sitelerde gezindiğini, hangi sokaklarda yürüdüğünü dahi bilebiliyoruz. Yani herkes herkese şeffaf olmadığı kadar şeffaf. Yeni kuracağımız platformda insanlar nasıl bir işte çalışmak istediklerini paylaşıyor ve işverenler çalışmak isteyenlere başvuru yapıyor.
Platform iki taraf içinde birbirini değerlendirme özelliğini sunuyor ki insanlar kendilerine gelen talepler için bir fikir edinebilsin.

İlk ilanı açıyorum.

İşveren Aranıyor;

  • Adaletli bir maaş politikasının olduğu,
  • Çalışanların eğitim alabildiği,
  • Çalışanların dinlendiği,
  • Çalışanların eğlenebildiği vb


Buna sizin de ekleyeceğiniz birçok şey vardır. Hepimiz kolay ve zor yoldan tecrübe sahibi oluruz ve bu tecrübe ileride atacağımız adımları belirler. Sizin de eklemek istediklerinizi dinlemeye hazırım.

13 Aralık 2016 Salı

Mutluluğa Bakış Açısı

Mutluluk nedir sorusu insanoğlunun varlığından beri sorulmakta, bugüne kadar yaşamını tamamlamış ve yaşamaya devam eden tahmini 110 milyar insan tarafından ayrı ayrı cevaplanmış, her dönemden döneme sorunun cevabı farklılıklar göstermiştir.

Mutluluğun belli bir zaman aralığı yoktur. Bir insan bir saat, bir ay ya da 1 yıl boyunca mutlu olamaz. Mutluluk anlık yaşanan hatırlandıkça hafızadan tekrar çağrılan ve yüzü güldüren bir duygu durumdur.
Bir dakikalığına okumaya ara verin ve şu soruları kendinize sorun
*Mutluluk dediğimiz şey içsel mi dışsal mı bir durumdur?
*Herhangi bir şey yapmadan mutlu olabilir miyiz?

Mutluluk denklemi şu şekildedir;
Mutluluk= Gerçekleşen Durum- Beklenen Durum; ileride atasözü haline geleceğini düşündüğüm “hayaller ve gerçekler”  deyimi ile karıştırmamanızı tavsiye ederim. Hayal ve Beklenti arasında Güneş ve Dünya arasındaki mesafeden daha fazla bir mesafe vardır.

Hayal kavramında sınırlamalar olmaz. İnsanlar genellikle beklentilerini hayal kavramıymış gibi anlatır. Beklentileri gerçekleştiğinde hayallerinin gerçekleşmiş olduğundan bahsederler.
Beklenti kavramı sınırları olan ve olma olasılığı hayalin olma olasılığından daha fazla olan bir kavramdır. Çok uzun zaman aralıklarındaki beklenti ve hayaller çok nadir de olsa olma olasılıkları birbiri ile kesişirler. P(B)≥P(H)

Mutluluk denkleminde Beklenen Durum yerine Hayal Edilen Durum yazılmamasının sebebi de aslında yukarda bahsi geçen olasılık durumdur. Hayallerimiz hiçbir zaman kısa vadeli ve sınırlı olmamıştır. Hayal ulaşabileceğimiz ve dokunamayacağımız bir uzaklıktadır.
Mutluluk denklemi sonucunu tartışacak olursak. Her saniye, aldığımız her kararda ve her hareketimizde bir beklenti içinde oluruz.  Bu durumlarda beklentilerimizin gerçekleşmesi oranında mutlu olup olmayacağımız ortaya çıkar. 
Öyleyse denklem  sonucu; sıfırdan büyük ise mutluluk, sıfırdan küçük ise mutsuzluk ve sonuç sıfıra eşit ise herhangi bir duygu durum yaşanmaz.

Sonuç >0 ise Mutluluk
Sonuç=0 ise Duygu Durum yok
Sonuç<0 ise Mutsuzluk

Mutluluk hem içsel hem de dışsal bir durumdur ve hiçbir şey yapmadan ortaya çıkması da beklenemez. Mutluluğun içsel ve dışsal olması beklenen ve gerçekleşen durumlardan kaynaklanır.
Gerçekleşen ve Beklenen durumun mutluğa etkisi aynıdır. Herhangi bir katsayısı yoktur ve doğrusaldır. Ancak gerçekleşen durumun olması, birçok etki ve bilinmeyen olaylar örgüsünü içermektedir. Beklenen durumlar daha içsel ve kontrol edilebilirdir.  İnsanlar beklentilerine müdahale edebilir, esnetebilir ama maalesef gerçekleşen durumlara müdahale edemeyiz. Bunu Pollyana etkisine çekme gibi bir gayretim kesinlikle yok sadece mutluluğun matematiğini çözmeye çalışıyorum.

Gerçekleşen durumları “para” ile etkileyebileceğimizi düşünürüz. Para kavramı tüm insanların inandığı, her şeyin kapısını açacak olan anahtar olarak yorumlarız ve zaman zaman paraya taparız. Aşağıda herkesin bildiği bir araştırma sonucunda belli bir yaşam standardı yakalayana kadar paranın mutlu ettiği ve belli bir kazanç sonrasında mutluluğa herhangi bir etkisi olmadığı görülmektedir.


  Grafik: https://drsvenkatesan.com/tag/relationship-between-money-and-happiness/


Mutluluk için o an önemlidir, beklentinin ve gerçekleşen durum. Mutlu olup olmayacağımıza beklentilerimiz karar verir. Beklentilerimizin büyüklüğü gerçekleşen olaya ne derece müdahale edebileceğimiz ile doğru orantılıdır. Bir konu hakkında ne kadar emin olursak, ne kadar büyük resimden bakıyorsak gerçekleşen durumlara etkimiz daha çok olacak ve sonuçlar çoğunlukla bizi mutlu edecektir. Hayatta sürekli birilerinden veya bir şeylerden beklentilerimiz vardır. Bildiğiniz ve güvendiğiniz konularda beklentilerinizi yüksek tutabilirsiniz ve mutlu olabilirsiniz ancak emin olmadığınız bir durum mevcut ise kesinlikle beklentilerinizi yüksek tutmayın sonucu sizi mutsuz edecektir.